VITA ET MORS/Yaşam ve ölüm

“Ana rahminden toprağın, doğanın rahmine yolculuktur hayat”*
Doğmak ve ölmek, ikiz kardeş. İkisi arasındaki mesafeye, birinden diğerine gitme eylemine hayat diyoruz. Var olma çabası ise yaşamak. Hayatta olup yaşamayan, kendini gömen, varlığı israf olan çok; yaşayan ise az, çok az!

“İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı” **
Hayatın derinliğini algılayan insan, tam da Sabahattin Âli’nın dediği gibi, hayatı anlamlı yaşar, hayata anlam katar. Gittiğinde, yani terki diyar eylediğinde, bu dünyada bir nokta olduğu için de, yok olup gitmez ve” bir şey” olduğu için, kalanlar onu yâd eder, unutmaz, yok olmaz, ölmez! Çünkü insan gidince değil, unutulunca ölür..
“Kör ölünce ela gözlü, kel ölünce sırma saçlı olur” “mantıksızlığıyla” kimseye haketmediği payeyi vermemek elzem. Kalp kırmış, can yakmış, insan harcamış, kullanmış, dünyalar karartmış, hak yemiş, zaman çalmış, ağlatmış insanla, bunların aksine “bir kez gönül kırdın ise…” düsturuyla yaşamış insan aynı şekilde uğurlanmamalı. Ölümün de, yolcu etmenin de bir asaleti olmalı. Yaşam satın alınamaz, ancak inşa edilebilir; har
vurup harman/ insan savuran kişi, bedelini bir şekilde ödemeli, zaten hayat ödetir, ödetiyor da…
Bizim kültürde “Ölünün arkasından konuşulmaz” denir. Bu, herkesin yaptığı yanına kâr kalsın, unut ve sus demek olmasın. Kin tutmak, intikam almak değil bahsettiğim; hele de ruhu bedeninden ayrılmış bir insanla uğraşmak hiç değil; ama zaten yaşarken de, ruhuna âmâ olduğu için, “ruhsuz” bir hayatı tercih etmiş insana, anlam yüklenmesi rahatsız edici, haksızlık.
Kişinin yaşarken yaptıkları ya da yapması gerekirken yapmadıkları öldüğü için, unutulamaz! Ölüm birilerini aklamamalı.
Nasıl ki kötü bir şair ölünce iyi bir şair olmazsa; iyi şair, ama kötü bir insan da ölünce iyi şairliği bakî olsa da, kötü bir insan olarak toprağın koynuna girecektir.
“Uzaktadır her şey, hep… yalnız ölüm,
Her yerde, her an yakınımız, ölüm.” **
Ölümü bilerek yaşamak, insana “temiz” ve keşkesiz bir hayat getirir mi acaba? Hiç sanmıyorum, çünkü insanların doğru, gerçek iyi algıları çok farklı, o yüzden herkes kendince yaşıyor ya da yaşamıyor hayatı ve de ölümü. “Ölüm herkesi eşit kılar” der Seneca, bu da “yoksulun ağzına bir parmak sus” olmasın… Neden eşit olmayı yaşarken değil de, ölüme bırakıyoruz?
“Ölüm;
Sen beni aldatamazsın.
Aklımda…” *

Canan Kayışlı

*Sezai Sarıoğlu
**Ahmet Muhip Dranas
***Behçet Necatigil

“Ana rahminden toprağın, doğanın rahmine yolculuktur hayat”*Doğmak ve ölmek, ikiz kardeş. İkisi arasındaki mesafeye, birinden diğerine gitme eylemine hayat diyoruz. Var olma çabası ise yaşamak. Hayatta olup yaşamayan, kendini gömen, varlığı israf olan çok; yaşayan ise az, çok az! “İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı” **Hayatın…

“Ana rahminden toprağın, doğanın rahmine yolculuktur hayat”*Doğmak ve ölmek, ikiz kardeş. İkisi arasındaki mesafeye, birinden diğerine gitme eylemine hayat diyoruz. Var olma çabası ise yaşamak. Hayatta olup yaşamayan, kendini gömen, varlığı israf olan çok; yaşayan ise az, çok az! “İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı” **Hayatın…