TANTUM TE AMAVİ, VALE /Hoşçakal

2021’i Uğurlarken…

“Yazmak kendini okumaktır”* ben de kendimi okurum, önce kendimi, anlamaya, çözmeye, kızmaya “önce Canan” diyerek kendimden başlayarak çıkarım yola, yol beni nereye götürürse… Okumayı biliyorum yani!
İnsan okumayı da çok severim; her ne kadar bazı dostlar bazen yanlış okuduğumu söyleseler de, zaman beni maalesef hep haklı çıkarmıştır.
Uzun yıllardır yeni yıla, bazen de eskiyen/ eskiten yıla Mektuplar yazıyorum, helalleşiyorum, hesap soruyorum, hesap veriyorum.
2021 çook değerli bir yıldı … Neler getirdi, götürdü yine; bazı konuları zor ve zorbalıkla öğretti; hakettiğim kadar dövdü, ben dövdürdüm kendimi, kızılcık sopasıyla hem de!
Corona devam etti, daha fazla içimize, kendimize kapanıp, yalnızlaştık; bir handikap gibi görünse de, yalnızlaştıkça, kendimizden uzaklaştık.Azınlık ve az da da olsa, Coronayı “fırsata” çevirip, içine dönen, kendinin derin sokaklarında dolaşan, kendini arayan, bulan da oldu elbette.

Çok sık “sağım solum çıkmaz sokak, baharlar çok uzak bana”** dedim.Yolu görsem de, yol alamadım zaman zaman; bazen de taşlar, kayalar, ülkeler, hatta insanlar aştım, sonra yine insana takıldım, düştüm, bakakaldım!
İnsanı daha çok ve daha iyi tanıdım, daha doğrusu insan kisvesi altındaki çıplaklığı, iyinin saf iyi demek olmadığını, bazı çok “iyi” görünen insanların aslında, sadece kendine ve yakınına iyi olduklarını gördüm. Herkesi kendim gibi bilmenin cezası kesildi bana. Bazı insanların kocaman, çırılçıplak, açık ve net buradayım diyerek ortada duran gerçeği görmek yerine, başını çevirip kendini aldattığını, başkasının yalanına ortaklığını gördüm.
“Sen beni, benim sana inanmışlığımdan vurdun”* hissini yaşadım, acıdı, çok acıttı! Çünkü bazı şeyler yerine konuyor da, güven bir kere sarsıldı mı geri dönmüyor… Ama her şey insana ve yaşama dair, hayatta her şey var. Yaşadıklarımız bizden birçok şey alıp götürse de, bıraktıkları da var, anılar gibi, an’lar gibi, tecrübe gibi. Bazı duygular acıtarak eksilirken, çoğaltıyor da, öğrendim.

Çok öğrendim, az yanıldım, “sezgi tecrübeden süzülmüş akıldır” diyerek sezgilerime daha çok güveniyorum artık.
Yanıldıklarım az olsa da, yakıp yıktılar; yenildim ve kaybettim, çok da güzel yenildim ve kaybettim. Yenilip kaybetmenin zayıflık olmadığını, bunu kabul etmenin güçlü olmak demek olduğunu öğrendim bu süreçte, çünkü insanın zayıf olmak gibi bir hakkı da varmış. Güçlü olmak ise hep kazanmak, kazanmak için “savaşmak” hiç değilmiş. Ne istediğini ve ne istemediğini bilmekmiş güçlü olmak. Ve bırakmayı ve bırakabilmeyi ve gitmeyi ve gidebilmeyi de bilmekmiş güç katan. Bunları da yapamamak, yapmamak güçsüzlük, acizlik demek değilmiş, farkına varmak da bir “şeymiş”, bilhassa zayıflıklarının farkına varıp, görmeye çalışmakmış güçlü olmak ve elbette değiştirmek. Değiştirirken, değişirken en büyük cevher, süveydadan ayrılmamakmış, herkese ve herşeye rağmen burada kaldım eminim.
Elim artık hep yüreğimde, öyle de kalacak. Ne zaman elimi yüreğimin üstünden çekip, hakedene hakettiği gibi davrandıysam, ne zaman “kelimelerim sesimden çıkıp birilerine çarptıysa” yüreğim bana küstü. Çünkü ben, muhatap aldıklarımla benden uzaklaştım, olmadığıma dönüştüm. Ama.. Döndüm!
“Çiçek gibi insanlar kondur yoluma ömrüm,
Kalbimden caymak istemiyorum”**

Iki yıl önce çok kararlı ve inançlı bir şekilde “hiç bir şey eskisi gibi olmayacak” demiştim. Ondan sonra çok yokuşlar çıktım, indim, düştüm, dizlerim kanadı, ellerim parçalandı, nefes nefese kaldım; kalktım devam ettim, yoruldum. Yorgunluğum daha çok anlam yüklediğim insanların anlamsızlığındanmış meğer, anladım.
“Ardımda sanıyordum ben seni,
Hiç yaslanır mıydım boşluğa yoksa”*** dedim bu yıl da; “arsızca” bana yaşatanlar oldu bunu, o boşluğa düşmemi gözümün içine baka baka seyredenler…
“Elimi dostça koydum omzuna, meğer yarası tam oradaymış.” ****diyerek yarasını görüp, iyileştirmeye çalıştıklarım oldu, hadsizce; bende
kendi yaralarından daha büyük yaralar açarak teşekkür edenler oldu; peki, amenna, ama neden, hakettim, haketmedim diyerek bakakaldığım ve evrene havale ettiğim…

Hayatıma yeni gelenler oldu,
iyi ki geldin/iz diye karşıladıklarım; sanırım ve dilerim yaşadığım sürece de hayatımda kalacaklar. Hem de “öyle bir zamanda gel ki vazgeçmek mümkün olmasın” dediğimi duyar gibi geldi/ler…
Yeniden gelenler, dönenler de oldu, en kalmaları gereken zamanda gidenler, güle güle dediklerim; gönderdiklerim oldu, hakkımı helal etmediklerim,
gitmelerini anlayamadığım, anlamlandırama-
dığım; dosthaneme tekrar kabul etsem de haksız olduğunu bildiklerim, haksızlıklarında diretenler oldu, vicdanlarıyla ve karmayla başbaşa bıraktıklarım…
Karmanın işlediğini, yaşattığın her şeyi yaşadığını, yapılanın hiç kimsenin yanına kâr kalmadığını, emeğin gücünü ve asaletini, emeğin değerini ancak emek edenin bildiğini anladım 2021’de, daha çok.
Çok sık “bin şükür” dediğim güzellikler, mutluluklar, çoşkular yaşadım ve gördüm bu yıl da… Gerçek dostluğun ve arkadaşlığın sadece kötü günü değil, mutlulukları da paylaşmak demek olduğunu bilirim, benim coşkumu, mutluluğumu paylaşan dostlarım ise zenginliğim.
Yağmursuz, göğün berrak, hafif bir meltemin estiği, güneşin parladığı bir havada, herkes nasıl giyineceğini bilir, böyle bir havada herkesin yüzünde bir gülümseme vardır. Oysa rüzgar, fırtına, hatta boran estiğinde insan şaşırır, korkar, hatta kaçar, yanındakiler de… Oysa hayatımızdaki fırtınalardır bizi büyüten, güçlendiren ve yol aldıran.Kaçmadım, kaçmıyorum (artık) ne kendime, ne de başkalarına!
Bu yolu seçen ya da seçecek olanlara derim ki, “etme” bir insan kendinden en fazla nereye kaçabilir, nereye gidebilir ki?

Hayatta olan ve yaşanılan her şeyin bir nedeni, bir görevi olduğunu düşünürüm, sinyalleri okurum. Corona olmasaydı bir çok şey farklı olacaktı hayatımda, biliyorum.
Olması gerektiği gibi, olması gereken zamanda oluyor her şey. “Kûn de yekûn” yani.
O yüzden olmuş olan, yaşadığım her şeye “iyi ki” diyorum, “iyi ki”…Ve… “İyiler birgün mutlaka kazanır. İyiler kazanmamışsa herkes kaybetmiş demektir, gezegenin kendisi bile…”* “Her anı benim hayatım Vampirlerin elinden kurtardığım Her anı benim hayatım Hiç kimsenin bahçesinde kurutmadığım”
2022 ‘e ise ehlen ve sehlen. 2022 düşlerimizin gerçekleştiği bir yıl olsun dilerim, düşe düştüğümüz, kendimizi daha çok kayırdığımız, kendimize daha çok evet dediğimiz, anladığımız ve anlaşıldığımız…
Aşk ile..

Hüzün mevsimindey(d)im, terfi ettim, soMbaharım artık!

____Canan Kayışlı

2021’i Uğurlarken… “Yazmak kendini okumaktır”* ben de kendimi okurum, önce kendimi, anlamaya, çözmeye, kızmaya “önce Canan” diyerek kendimden başlayarak çıkarım yola, yol beni nereye götürürse… Okumayı biliyorum yani!İnsan okumayı da çok severim; her ne kadar bazı dostlar bazen yanlış okuduğumu söyleseler de, zaman beni maalesef hep haklı çıkarmıştır.Uzun yıllardır yeni yıla, bazen de eskiyen/ eskiten…

2021’i Uğurlarken… “Yazmak kendini okumaktır”* ben de kendimi okurum, önce kendimi, anlamaya, çözmeye, kızmaya “önce Canan” diyerek kendimden başlayarak çıkarım yola, yol beni nereye götürürse… Okumayı biliyorum yani!İnsan okumayı da çok severim; her ne kadar bazı dostlar bazen yanlış okuduğumu söyleseler de, zaman beni maalesef hep haklı çıkarmıştır.Uzun yıllardır yeni yıla, bazen de eskiyen/ eskiten…